Hayatın her alanında sürekli kararlar alıyoruz, iş hayatımız dahil. Bunların bazıları küçük ve görece önemsiz ama bazıları hayatî. Peki karar alırken kararlarımız neye dayanıyor? Rutin çalışmada, yani belirsizliğin ve sürprizin olmadığı alanda, zaten yapageldiğimiz işler var; iş akışları net bir şekilde tanımlanmış. Örneğin, imalat yaparken hammadde stoklarımız belli bir miktarın altına düşünce sipariş kararını veriyoruz. Basit, net, tanımlı! Ancak bazı durumlarda, bu rutin işlerde yeni durumlar ortaya çıkıyor. Diyelim ki, piyasaya yeni bir ürün çıkarttık ve kullanımıyla ilgili verileri topluyoruz. Özellikle büyük veri alanında yapılan çalışmalar karar alırken ihtiyaç duyduğumuz zemini bize sağlamada kolaylık sağlayacaktır. Pekiyi, rutinin dışına çıktığımızda ne olacak? Mesela yeni bir pazara gireceğiz ve yerel kültürün inceliklerini bileceğiz ona uygun bir pazarlama kampanyası başlatalım. O kültürü bilen, o bölge insanına dair tecrübeye sahip bir uzmanla görüşmek çözüm olabilir. Ama, rutinin dışındayız, verimiz yok ve kimsenin bilmediğini bir alandaysak ne yapacağız? İşte deney yapma tam da burada başvurabileceğimiz bir beceri. 

 

 

Amazon, Walmart, Microsoft, Uber, Netflix, Google ve Facebook gibi önde gelen kuruluşların tümü, sadece müşteri ihtiyaçlarını karşılamanın değil, aynı zamanda değişen koşullara ayak uydurabilmenin de en verimli ve etkili yolunun hızlı denemeler olduğu felsefesini güçlü bir şekilde benimsemiş durumda. Öyle ki, aynı anda yüzlerce deneyi yürüterek süreçlerini, ürünlerini, websitelerini sürekli iyileştirmeye çalışıyorlar. Amazon ve Walmart, standart Ar-Ge departmanları dışında, “Deney Yapma Lab”ları kurmuş durumdalar. Google X ise yıllardır bizim zihni sinir diyebileceğimiz projelerini geliştirmek için personeline kaynak ayırıyor.  

 

Halbuki geleneksel görüş bize iş plânlarının, stratejilerin, yol haritalarının öneminden bahsediyor ve bu da doğru bir yaklaşım. Sanki bir satranç oyuncusu gibi tahtanın üzerindeki tüm taşları ve kapasitelerini bilmek ve buna göre bir strateji hazırlamak elbette kıymetli. “Bir kere yapalım, tam yapalım” yaklaşımı iş dünyasında hakim görüş. Ancak şartların bu kadar hızlı değiştiği bir ortamda hız, esneklik ve adaptasyon her zamankinden daha kıymetli beceriler hâline geldi. 2020 Ocak’ta pandemiyi hangimiz bilebilirdik? Veya ABD – Çin ticaret savaşının etkilerini ne kadar planlayabiliriz? Veya devletin işgücü piyasası ve vergiler için yapacağı bir düzenlemeyi öngörebilirdik? Geleceği gösteren kristal bir küremiz yoksa bunlara cevap vermek çok zor, ama deney yapma kültürünü içselleştirmiş kurumlar bu değişikliklere kısa sürede doğru reaksiyonu verebilirler. Hatta sadece böyle büyük ve dramatik olaylar için değil, iş akışlarına dahil ettikleri deney yapma kasıyla yukarıdaki grafikte görülen rutin çalışma alanlarını kolaylıkla büyütebilirler. 

 

Örneğin booking.com arayüzünde verdiği bilgileri değiştirerek sunulan bilgilerin hangilerinin kullanıcılarının rezervasyon kararlarına daha fazla yardımcı olduğunu bulmak için deneyler yürütmektedir. Bing arama motoru bu yaklaşımla kârlarını ciddi oranda arttırmıştır. Netflix’in izleyicilerine yeni içerik öneren ödüllü dinamik algoritması deney yapmanın ilk önemli ve başarılı örneklerinden biridir. Podera Blog’unda okuyacağınız diğer yazılarda (Kanca https://podera.io/expebiz-kanca-uygulamasi/ & Karel https://podera.io/expebiz-karel-uygulamasi/ ) imalat ve süreç iyileştirmeye yönelik deney yapma örneklerini de görebilirsiniz. 

 

Deney yapmanın önemi direkt olarak kullanıcıdan, sahadan gerçek verilerden faydalanmasıdır. Faydalarını şöyle özetleyebiliriz: 

 

  • Belirsizlik dönemlerinde karar almayı hem hızlandırır hem de kolaylaştırır.
  • Deneyler öğrenme ve gelişim için önemlidir. 
  • Deneyler eşik aşmayı kolaylaştırır. 

 

Neticede, deney yapmak yenilik için vazgeçilmez bir öneme sahiptir. 

 

Deney yapmak, tıpkı bir bilimsel çalışmada olduğu gibi, hipotez geliştirmek, deney şartlarını değerlendirmek, deneyi uygulamak ve ölçülebilir sonuçları ortaya çıkarmaktan oluşur. Sonuçlara göre deney parametreleri rafine edilebilir ve ölçeklendirme/yaygınlaştırma yapılabilir. 

 

Bu faydalarına rağmen kurumlar deney yapma konusunda tereddüt edebilir, hattâ isteksiz olabilmektedirler. Bunun sebeplerinin başında kurumda analitik ve veriye dayalı bir kültür olmaması, hatta temel istatistik bilgisi eksikliği gelmektedir. “Doğru bildiğini yapma”, deney sonuçlarını bekleme konusunda sabırsızlık, başarısız bir testin para ve kaynak kaybı olduğuna dair inançlar diğer sebeplerdir. Hâlbuki, bu yaklaşımların getireceği kayıplar uzun vadede daha fazla olmaktadır. 

 

Kurumların bir gecede deney yapma kültürünü kazanması elbette söz konusu değildir. Bu kültürün yerleşmesi zamanla olur. Deney yapma kültürünün olgunlaşmasını beş aşamada değerlendirmek mümkündür: farkındalık (haberdar olma), inanma (deney yapmanın fayda sağlayacağını düşünme), kaynak ayırma (deney için öneri sistemi kurma, personele zaman ve kaynak tahsis etme vb.), yayılma (Ar-Ge dışındaki birimlerde de deney yapma) ve içselleştirme (kurum çalışanlarının rutin olaylara bile deney yapma zihniyetiyle bakması).

 

 

Belirsizliği, rekabeti, değişimi doğru yönetmek ve sürekli öğrenmek için kurumların ihtiyaç duyduğu doğru veriyi sağlamada deney yapma kültürünün kurum tarafından içselleştirilmesi kritik öneme sahiptir. 

 

Bu yolculukta hepinize iyi şanslar!

 

Dr. Arsev Umur Aydınoğlu

 

Podera’dan haberdar olmak için e-bültene abone olun